Hoşgeldiniz, lütfen Kayit olunuz.

E-mail nize Akivasyon kodu gelecekdir, eğer gelmesse Yöneticiler
tarafindan 1-2 gün icinde Akiv hale getirelecekdir.

Tiyatro Dünyası " dedik ya, kapatsalarda heryeri, buluruz birbirimizi"

Tiyatro Dünyası Forum
http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/forum.htm

PORTAL : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/portal.htm
bu limana uğrayın, her geçen gün yenilikler eklenecek, daima geliştireceğiz ....

RADYO : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/RADYO-h1.htm

TV : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/TV-h2.htm

Kopmayalım, dağılmayalım, irtibatı kesmeyelim..... diyerek çağırdılar bende geldim burdayım deyin ve gelin getirin heryere yazın MSN facebook imzalarınız vs vs .

Orası açılana kadar buralardayız ... Oralara birşey olduğunda can simidimiz olsun.. Yedek lastiğimiz, istepnemiz olsun... Dağılmayalım yeterki....

En son MC haberleri, kursiyer haberleri ve diğer çok şey için ... ÜYE olunuz lütfen. PROFİLLERİNİZİ eksiksiz ve ayrıntılı yazın lütfen..

Tiyatro Dünyası Yönetimi.



Sinema Nedir ve Tarihçesi552

Sinema Nedir ve Tarihçesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Sinema Nedir ve Tarihçesi

Mesaj tarafından ÇiS^L Bir Salı 27 Ekim 2009 - 16:14

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sinema Nedir?

Sinema, herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işidir.
Film göstermeye yarayan özel bir makineyle görüntülerin beyaz perdeye yansıtıldığı salon veya yapıya da sinema denir. İlk film cihazına büyülü fener (lanterne magique) denmişti.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndaki Madde 5'e göre sinema:
tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.
Sinema, Yedinci sanat olarak kabul edilir.

Tarihçesi:

Sinemanın bulunuş, doğuş ve gelişme evrelerini sanat, estetik, uygulayım, uygulayımbilim, işleyi, ekonomi, toplumbilim yönlerininde göz önüne alarak araştıranh; bütün bu evrelerdeki filmleri, film türlerini, bunlardaki çeşitli öğelerin özellik ve gelişmelerini, bu yaratı ve gelişmelerde katkıları olan kişileri, sinema üzerine düşünce ve kuramları, dünya sinemasıyla olan ilişkileri, etkileşimi ele alan tarih dalı. Sinema tarihi tarih araştırmlarının kural ve yöntemlerine sıkı sıkıya uymak zorunda olduğu gibi, sanat tarihçilerinin yöntemlerinede uymak zorundadır. Öte yandan genelde uygulayım bilim, işleyim, ekonomi, toplumbilim bir sanat dalının incelenmesinde ve tarihihnin yazılmasında ele alınan konumlar olmasa da ya da çok kısa açıklamalarla yatinirse de, sinemanın bir sanat olarak gelişmesinde ve ürünün ortaya konmasında, yapısı bakımından, yukarıda sıralanan yan dallara ayrılmaz biçimde bağlıdır ve bunları göz önüne almayan bir sinema tarihi düşünülemez. Öte yandan sinema tarihinin yazılabilmesi için, yine bu sıralanan dalları uzmanlarca kendi başlarına ayrıntılı araştırma ve incelemelerinin yapılmasıda gerekir.

(Alıntı)


En son ÇiS^L tarafından Salı 27 Ekim 2009 - 16:32 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

ÇiS^L
MOD
MOD

Cinsiyet: Kadın
Mesaj Sayısı: 353
Kayıt tarihi: 24/10/09
Yaş: 19
Nerden: İzmir '35
İş/Hobiler İş/Hobiler: Müzik-Tiyatro

http://www.mahsericumbus.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Sinema Nedir ve Tarihçesi

Mesaj tarafından ÇiS^L Bir Salı 27 Ekim 2009 - 16:24

Hakkındakiler

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sinemada ki İlkler

Türk

İlk Türk sinema gösterimi Cevat Boyer ile Murat Bey’in Şehzadebaşı’ nda 19 Mart 1908 de başlattığı gösterimdir.

İlk sinema gösterimi Yıldız Sarayı'nda yapıldı. (1896)

Sürekli film gösterilen ilk salon Beyoğlu'nda Sigmund Weinberg tarafından Cinema Pathe adıyla açıldı (1908).

İlk Türk filmi Fuat Uzkınay tarafından çekilen 'Ayastefonos'daki Rus Abidesinin Yıkılışı' (1914).

Afişi basılarak yurdışına satılan ilk Türk filmi Binnaz oldu (1919).

İlk konulu Türk filmleri Sedat Simavi tarafından çekilen 'Pençe' ve 'Casus' (1917).

İlk özel yapım şirketleri Kemal Film (1922) ve İpek Film (1928).

İlk sesli Türk filmi 'İstanbul Sokaklarında' Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1928).

İlk sansür yönetmeliği Mussolini'nin sansür yasasından esinlenerek hazırlandı ve yürürlüğe girdi. (1939).

İlk film festivali 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti' tarafından düzenlendi. 'Unutulan Sır' adlı film en iyi film seçildi. En iyi kadın oyuncu ödülünü Nevin Aypar, en iyi erkek oyuncu ödülünü Kadri Erdoğan aldı (1948).

Tiyatro etkisinden çıkan ilk film Kanun Namına'yı Ömer Lütfi Akad çekti (1952).

İlk renkli Türk filmi Halıcı Kız Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1953). Aynı zamanda Muhsin Ertuğrul'un çektiği son filmdi.

Metin Erksan'ın 'Aşık Veysel'in Hayatı' adlı filmi Sansür Kurulu tarafından yasaklanan ilk film oldu.

İlk uluslararası ödülü Metin Erksan'ın yönettiği 'Susuz Yaz' aldı. Film Berlin Film Şenliğinde 'Altın Ayı' büyük ödülünü aldı (1964).

Köy hayatını işleyen ilk Türk filmi Beyaz Geceler'i Lütfi Akad çekti (1965).

Dünya

İlk çekim aygıtını Fransız asıllı Amerikalı Lois Aime Augustin Le Prince buldu (1885).

İlk toplu film gösterimi West Orange'daki Edison Laboratuarları'nda gerçekleşti. Kadın Kulüpleri Ulusal Federasyonu'nun üyeleri Bayan Edison tarafından konuk edildikleri bir gün, küçük bir kutunun tepesinden bakarak eğilip gülümseyen ve şapkasını çıkararak selam veren bir adamla karşılaştılar (1891).

İlk yakın çekim tekniği 'Fred Ott Aksırıyor' adlı filmle gerçekleşti (1893). Film aynı zamanda ssinema tarihinin ilk 'copyright' alan filmi (1894).

İlk ücretli film gösterimi New York-Broadway'de gerçekleşti. 25 sent ödeyen her izleyici beş film izleyebiliyordu. İlk gün 120 dolar hasılat yapıldı, seyirci sayısı 500'dü. Filmlerin yapımcısı Edison Co. dünyanın ilk film yapım kuruluşu idi (1894).

İlk konulu ffilm Sandw. Bu filmin oyuncusu sirk göstericisi Eugene Sandw da, kamera karşısına geçen ilk profesyonel olarak kabul ediliyor (1894).

Perde üzerinde ilk film gösterimi Paris'te gerçekleşti. Bir fabrikada işçilerin yediği akşam yemeğini konu alıyordu (1895).

Perde üzerinde ücret karşılığında gösterilen ilk film Broadway'de oynatıldı. Dört dakikalık film, bir boks maçını konu alıyordu (1895).

Avrupa'da para ödeyerek salona giren seyirciler karşısında ilk film gösterimi Berlin'de gerçekleşti (1895).
Dekor ve kostüm kullanarak kamera karşısına geçen ilk aktör, 'Kraliçe Mary'nin İdamı' filminde Kraliçe Mary'i oynayan R.L. Thomasas oldu (1895).

Sportif olaylar dışında ilk haber filmi, bir İngiliz kameraman tarafından çekildi (1895). Özel bir kutlama törenini görüntülüyordu.

Bir filmde oynayan ilk profesyonel oyuncu 'Askerin Aşkı' filminin başrol oyuncusu Fred Storey. Film kısa bir komediydi (1896).

İlk reklam filmleri ABD, Fransa ve İngiltere'de çekildi. Amerika'daki ilk film sigara reklamıydı (1897).

İlk eğitim filmi, Berlin Üniversitesi ameliyathanesinde çekildi (1898).

İlk senaryo yazarlığını gazeteci Roy Mc Cardell yaptı (1900).

İlk hayvan film yıldızı Rover adlı köpek oldu. 'Rover Kurtarıyor' adlı bir filmin başrol oyuncusuydu ve film gişe rekorları kırdı (1905).

İlk film müziği İtalya'da bestelendi (1906).

İlk korku filmi, Chicago'da çekildi (1908).

İlk film eleştirisi Frank E. Woods tarafından yazıldı (1908).

Sinemanın ilk starı Alman kadın oyuncu Hennry Porten oldu. 'Kör Bir Kızın Aşkı' filmiyle izleyicilerin gözdesi haline geldi (1909).

İlk sansür kurulu New York Kenti Hemşeriler Birliği temsilcileri tarafından kuruldu (1909).
İlk korku filmi Chicago'da çekildi (1908).

İlk sinema ödülü Turin'de düzenlenen bir film sergisinde İtalyan yapımı '50 Yıldan Sonra' filmine verildi (1912).

İlk çizgi filmler ABD ve İngiltere'de yapıldı (1906).

İlk çıplak sahne Avustralyalı film yıldızı Annette Kellermen tarafından oynandı ve şimşekleri üzerine çekti (1915).

İlk uzun metrajlı çizgi film, Arjantinli sanatçı Don Frederico Valle tarafından gerçekleştirildi (1917).

İlk renkli çizgi film New York'da Brey Pictures tarafından çekildi (1920).

İlk Akademi Ödülleri Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verildi (1929). 1931'de Akademi Ödüllerinin adı 'Oscar' oldu.

İlk film festivali Venedik'de yapıldı (1932). Katılımcılar ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya'ydı.

İlk büyük reklam kampanyası 'Rüzgar Gibi Geçti' için gerçekleştirildi (1939).

Oscar ödülünü kazanan ilk zenci oyuncu 'Rüzgar Gibi Geçti'deki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar'ını kazanan Hattie McDaniel oldu (1939).

Dünyanın güneş enerjisiyle gösterilen ilk filmi olan “Aptallık Çağı”nın prömiyeri Londra'da yapıldı.

Film yönetmeni

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Yönetmen, aslında herhangi bir kuruluş veya oluşumu yöneten kimsedir. Fakat bugün genel anlamda yönetmen ile tiyatro ve sinema yönetmenleri kastedilir. Bir tiyatro veya film yönetmeni, Türk Dil Kurumu tanımına göre: oyunlarda "oyuncuların rollerini dağıtıp oyunu düzenleyen, metin, yorum, dekor, müzik vb. ögeler arasında birlik sağlamaya çalışan kimsedir".Yönetmene rejisör de denir. Film yönetmeni bir senaryo temelinde, filmin artistik ve dramatik yönlerini düzenler. Bu görev şunları, kabaca, şunları içerir:

*Filmin genel artistik vizyonunun fark edilmesi.
*İçeriğin ve filmdeki olay örgüsünün, senaryoda tanımlandığı şekilde, akışının kontrol edilmesi,düzenlenmesi.
*Aktörlerin hem mekanik hem de dramatik olarak performanslarının yönlendirilmesi.
*Filmin çekileceği mekanların düzenlenmesi ve seçilmesi
*Teknik detayların düzenlenmesi ve yönetilmesi
*Yönetminin film için düşündüğü artistik vizyonu tanımlayan her türlü aktivite.
*Zaman zaman yönetmenler yönettikleri filmlerin senaryosunu da yazarlar.

Film yapımcısı (Producer):
Bir filmin yapımını üstlenen kimsedir. Bir film yapımcısı, filmi başlatır, kordine eder, gidişatını izler, filmin bütçesine göre personeli, dağıtımı, vs. ayarlar. Ayrıca, başlangıcından tamamlanana kadar olan film yapım sürecinin tüm safhalarıyla ilgilenir.

Teknik danışman (Technical Adviser):
Spesifik konularda bilgi alınabilmesi için film dünyasının dışından seçilmiş kişilerdir. Örneğin bir doktor hastane sahneleri için bilgi verebilir.

Steadycam operatörü (Steadycam Operator):
Bele takılan ve özel bir aksam sayesinde kamerayı koşarken bile titretmeyen Steadycam adlı aleti kullanan kişidir.

Soundtrack:
Türkçede tam karşılığı bulunmadığı için genellikle film müziği olarak kullanılan, İngilizce kökenli bir kelimedir.

Söz konusu müzik eseri bir filme değil de müzikal, tiyatro ya da operaya aitse, "film müziği" karşılığı kullanılamaz. Ya İngilizce karşılığı olan soundtrack kullanılır, ya da "eserin müzikleri" şeklinde farklı tamlamalarla bu sözcüğün eksikliği giderilmeye çalışılır.

Kamera Asistanı (Asistant Cameraman):
Kameranın bakımı ,lenslerinin değişimi,özellikle de yönetmen motor dediğinde kameranın kesinlikle çalışmasını sağlayan kişidir

Işıklandırma:
Modern sahne ışıklandırması tiyatro, dans, opera ve diğer sahne sanatlarının yapımında kullanılan ve esnek uygulamalara önemli ölçüde imkân sağlayan bir araçtır. Farklı ışıklandırma amaç ve prensipleri için sahne ışıklandırma araçlarının birçok farklı türü kullanılmaktadır.

Görüntü yönetmeni,foto direktörü (Director of Photography or Cinematoprapher,lighting Cameraman):
Çekimler sırasında set ışıklarını ayarlayan ,kameranın çalışmasını sağlayan yani aslında yönetmenin gözü olan kişidir.

Sinematograf:
Sinematograf, Auguste Lumiere ve Louis Lumiere'in tasarladığı, 13 Şubat 1895'te Fransa için patentini aldıkları, görüntüleri kaydetmeye ve bir ekran üzerinde yansıtmaya yarayan aygıt.

SENARYO

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Senaryo, çoğunlukla film formatındaki dramatik yapımlar için kullanılır. Bu dramatik yapılar kökenlerini Yunan Tragedyalarından alır. Bu sanatın bu haliyle temelinde “mimesis” vardır. Batıya özgü bir sanat olduğunu söylemek yanlış olmaz. Genel olarak bu dramalar:

i- A noktasındaki karakterler ile başlar
ii- Karakterlerin önünde engeller oluşur
iii- Bilinçlenme noktasına ulaşılır. Bu bilinçlenme aksiyon hakkında, dünya hakkında ya da kendi hakkında bir bilinçlenmedir.
iv- Doruk noktası. Karakterler ve engeller arasındaki çatışma en yüksek noktasındadır. Doruk noktasını ilginç yapan şey Bilinçlenme noktasının karmaşıklığı ve altmetindir.
v- Çözülme
vi- Sonuç. B noktası. Artık karakterler ve dünya bir başka durumdadır.

ALTMETİN NEDİR?:

Altmetin karakterlerin ya da olaylarda görünenlerin kendilerinden ziyade ifade ettikleri anlamdır. Örnek: Bir lokantada bir masada oturan iki kişi düşünelim. Seyirci bu kişilerden birinin diğerini yemek sırasında öldüreceğini, cebinde bir silah gizlediğini biliyorsa, yedikleri yemek, bu iki kişinin aralarında yaptığı konuşmalar, garson, hep “üstmetin”de mevcut olmasına rağmen önemini yitirir. Altmetin, yani cinayet, üstmetnin önüne geçer. Önemli olan altmetindir.

SENARYONUN GENEL YAPITAŞLARI

A- Aksiyon. Senaryo “aksiyon” üzerine kurulur. Aksiyon, “hareket” anlamında kullanılmaktadır. Bir sinema salonunda geniş açı, genel bir manzara görüntüsü gösterildiğini hayal edin. Bu manzaranın çok küçük bir bölümünde bir adamın yürüdüğünü düşünün. İstisnasız sinema salonundaki her seyirci yürümekte olan adamı izleyecektir. Drama yunanca “yapmak, etmek”
anlamındadır. (to do – to act). Dolayısıyla bir senaryo fikirlerden ve ideallerden oluşamaz. Karakterlere ve onların aksiyonlarına muhtaçtır. Kitabın fonksiyonunu ve insan ile arasındaki özel durumu senaryoya yüklemek hata olur. Daha geçici olduğu kabul edilmelidir. Ancak insan duygularını harekete geçirmekte ve bilinç düzeyinde olmayan etkileşimlerde seyirci üzerinde daha etkilidir. Bir senaryo bir güçlü tema üzerine kurulmalıdır. Bir tek senaryo ile bütün bir dünya görüşünü, bütün yönleriyle anlatmak mümkün değildir. İçinde fırtınalar kopan bir karakteri bir dramada nasıl anlatabilirsiniz? Kitapta sayfalarca tasvir yapma şansına sahipsiniz. Tv de sinemada ya da tiyatroda bu durum nasıl anlatılabilir? Fikirlerin, ideallerin ve bunalımların aksiyonlar haline getirilmesi gerekmektedir.

Senaryo, fikirleri ve kişileri, olaylar aracılığıyla anlatma sanatıdır.

B- A’dan B’ye ilerleme. Genel tanımları gereği: Komedide karakterler ilk konumlarını korumaya çalışırlar. Trajedide ise karakterler bir yerden bir başka noktaya gitmeye çalışırlar. Örnek: Top Gun filminde Tom Cruise’un canlandırdığı Maverick karakteri filmin başında serseri ruhlu, tam büyümemiş bir erkek çocuk kişiliğinde iken filmin sonunda rakibi Iceman gibi o da olgun bir erkek haline gelir. Bu, karakterin A dan B ye yaptığı yolculuktur.

ÖZDEŞLEŞME:

Seyirci kendisini karakterlerden biri ya da birkaçı ile özdeşleştirir. Kendisini karakterin yerine koyar. Bu klasik daramalar için geçerlidir. Bazı modern tiyatro yazarları ve film yapımcıları seyircinin özdeşleşmesinin dışına çıkmak istiyorlar. Alternatif drama arayışları modern drama sanatı olarak bir koldan ilerlemektedir.

C- Gerilim. Senaryo mutlaka gerilim ihtiva etmelidir. Bu gerilim illa ki polisiye gerilim anlamında değildir. Örneğin yeni atandığı okulunda başarılı olup olamayacağı bilinmeyen genç bir öğretmenin durumu kendine has bir gerilimi barındırır. Unutmamak gerekir ki gerilim ve merak birbiriyle kardeş derecesinde yakındır. Gerilim, seyirciye “ne olacak” sorusunu sordurur. Bu da “izlenir” olmak demektir. Fiziksel, duygusal ya da ruhsal gerilimler mutlaka araştırmalı ve senaryo yazımı sırasında faydalanmalıdır. Üç türlü gerilim vardır: Görülen, sezilen, oynanan.

Karakter ile seyirci arasında oluşabilecek dört muhtemel durum:
i- karakter olay örgüsünü seyirciden daha iyi bilir.
ii- seyirci olay örgüsünü karakterden daha iyi bilir.
iii- karakter de seyirci de olay örgüsünü bilmez.
iv- karakter de seyirci de olay örgüsünü bilir.

İyi bir dramatik senaryo genel olarak i ve ii seçeneklerinde gerçekleşir.

D- Çatışma. Karakterin iç dünyası ile karşısına çıkabilecek şeyler arasındaki çatışmanın ortaya konmasıdır. Çatışma aslında insanın varlığı ile benliği ve evren arasında ortaya çıkan genel durumdur. İnsanın istekleri vardır. Ama evren (yani karakter dışındaki herşey) buna engel olmaktadır. Bir karakterin başına bir olay gelecekse, önce o olaya en uzak durum yaşatılır ki psikolojik etki en düzeye çıksın. Yani çatışma oluşturulur. Örnek: Bir polis, ailesiyle beraber kötü adamlar tarafından salıdırıya uğrayacaksa, karısı ve çocuklarından biri ya da birkaçı bu saldırıda ölecekse, önce o aileye en mutlu günlerinden biri yaşatılır. Çocukların cıvıl cıvıl koşup oynadığı bir piknik sahnesini, kanlı bir saldırı sahnesi takip eder. Basit bir formül olarak, karakterin istekleri vardır. A noktasındadır, B noktasına ulaşmak istemektedir. Aradaki tüm engelleri aşmak zorundadır. Senaryo yazımı sırasında, karakter oluştururken en önemli şey belki de karaktere istekler yazmaktır. İstekler yazılır, ardından engeller yazılır.

* Senarist bir karaktere ne kadar acımasız davranırsa karakter o kadar dirilir.
* Karakterin istekleri nedir? Karşısına çıkan engeller nedir? Bu soruları her zaman canlı tutmak gereklidir. Karakterin isteklerinin gizli olması, bunların davranışlarıyla ortaya çıkması daha iyidir.
* Önemli olan alt metindir. Sözcükler önemsizdir. Ne var ki bunda da aşırıya kaçmamak gereklidir.
* Senaryo yazımı teknik bir iştir. Matematik hesaplama gerektirir. Karakterlerin ortaya çıkışları, isteklerinin ortaya çıkışları, engellerin – çatışmaların ortaya çıkışları; bunların zamanları, şekilleri ve dozları hep senaryo-zaman tablosunda hesaplar sonucu ortaya çıkmalıdır.
* Senaryo yazımı “görüntü” yazımıdır. Hikaye yazımında, ya da diğer edebiyat türlerinde olduğu gibi “kelime” yazımı değildir.
* Seyircinin aptal olduğu varsayımı ile yola çıkılmamalıdır. Çünkü seyirci aptal değildir.
* Senaryo yazarı aynı zamanda çok iyi bir seyirci olmalıdır. Jean Luc Godard’ın dediği gibi sinemayı öğrenmenin en iyi yolu film izlemektir.
* Senaryo yazarken sıkıcı olmaktan kaçmak gerekir. Seyircisi olmayan film, olmayan filmdir.
* Seyircinin arzuladığı, aynı zamanda hak ettiği en son şey hayatın gerçekleridir. Sahnedeki gerçek ve sokaktaki gerçek birbirinden farklıdır. Hiçbir seyirci, arabasını park etmek isteyen film karakterinin dakikalarca park yeri aramasını ve park sorunlarını bekleyemez. Senaristi de hayatın kendisi değil, özü ve özeti ilgilendirir. Hayatın hangi gerçeklerini alıyor ve hangi gerçeklerini atıyoruz? Senaryo yazma sanatı özetle budur.
* Çoğu senarist çok bilinen bir hataya düşerler: ayakları yere basmayan bir hayali, bir imgeyi, bir duyguyu yakalamak için senaryonun geri kalanını önemsemezler. Ya da bir başka şekliyle bu hayal için senaryoyu yazmaya otururlar oysa bu pek ilgi çekici fikir olmayabilir. İyi senarist iyi hikayeyi “gözünden” anlamalıdır.
* Senarist esnek olmalı. Film çekimleri sonuçlanana kadar senaryoda uygun değişiklikleri yapmaya hazır olmalıdır.

NASIL YAZILIR?

Genel olarak senaryo yazmanın kuralı yoktur. Yani sayfa düzeni ya da senaryo yazımı için kabul edilegelmiş kesin prensipler yoktur. Ancak yazım sırasında şu yolu izlemekte yarar vardır:

SİNOPSİS:
Film hikayesi. Film hikayesinde senaryo bittiğinde olacak olaylar genel hatlarıyla anlatılır. En fazla 2-3 daktilo sayfası uzunluğundadır. Cümleler geniş zaman kipiyle yazılır. Tasvirler ya da ruhsal çözümlemeler yapılmaz. Olaylar olduğu gibi özetle anlatılır. İç dünyalar, soyut gerçekler anlatılmaz. Edebi kaygı güdülmez.
TRETMAN (TREATMENT):
20-30 Sayfa uzunluğundadır. Mizansenler, zamanlamalar ve karakterler senaryodaki yerlerine yerleştirilir. Olaylar anlatılır. Diyalogsuzdur.
OUTLINE:
Senaryodan önceki aşamadır. Sahne sahne olacak olaylar anlatılır. Yine diyalog yazılmaz. Tüm ayrıntılar vardır.
SENARYO:
Outline a diyaloglar ilave edilir ve senaryo oluşturulur.

Türkiye’de Sinemanın Doğuşu ve Gelişimi

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sinemanın Türkiye’ye gelişi 1896 yılına rastlar. Operatör Promio, İstanbul ve İzmir dolaylarında kısa kısa filmler çekti. Yurt dışından gelip Türkiye’de ilk kısa metrajlı film çekimini gerçekleştiren yabancılardan sonra, yine yabancılar tarafından ilk film gösterisi yıldız sarayında yapılmıştır.

Daha sonra da Romanya uyruklu bir Polonya yahudisi olan Sigmund Weinberg Türkiye’6de halka açık ilk film gösterisini gerçekleştirecekti. Bu ilk gösteri büyük ilgiyle karşılandı. Ne var ki şaşkına dönen seyircilerin içinde bu yeniliğe karşı çıkıp, beyaz perdede birbiri ardına yürüyen canlı resimleri seyretmeyi günah sayanlarda vardı. Halk açık bu ilk gösteri Beyoğlu karşısına düşen hammalbaşı sokaktaki Avrupa Pasajının 7 numaralı yeriydi.

Bir süre sonra bu gösteriler şehzade başı Feyziye kırathanesi ile Tepebaşı ve Odeon tiyatrolarında devam edip İstanbul’un çeşitli yerlerine yayıldıysa da, ülkemizde yerleşik ilk sinema salonu açan yine (1905) Sigmund Weinberg’dir.

Türklerin sinema işletmeciliğine el atmaları ise daha sonraki yıllarda gerçekleşmiştir. Örneğin, 19 Mart 1914’te Şehzadebaşı’nda açılan “Milli sinema” ülkede Türk iş adamlarının devreye soktuğu ilk sinema salonudur.

1914 I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıldır. 2 Ağustos ülkemizde seferberlik ilan edilmiş, 11 Kasımda da resmen savaşa girilmişti. 3 gün sonra savaş ilan edildi. Rusların “93 Harbi” sırasında Yeşilköy’de “Zafer Anıtı” olarak diktikleri kule yıkılacak ve yıkım olayıda filme alınacaktı. Bu olayı Fuat Uzkınay adlı Türk çekecekti. 150 metrelik Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı bir belgeselle, bir tarih doğuyordu.

Türkiye7de sinema işletmeciliği ve salonların serüveni 1908’de başlayıp, 1914 yılında Beyoğlu civarında yaygınlaşırken, haftanın belli günlerinde yalnızca kadınlara da film gösterilmeye başlandı. Kadın-erkek filmleri ayrı ayrı izliyorlardı. Bir arada ilk olarak Ankara Sinemasında film seyrettiler. Konulu ilk uzun metrajlı film (1916) “Himmet Ağa”nın İzdivacı”dır. Fakat 1918’de tamamlanacaktır. Halk önüne çıkan ilk Türk filmi ise (1917) “Pençe”dir.

Sinemayla ilgili kuruluşların tarihi ise 1915’lere rastlamaktadır. İlk özel yapım evi ise 1922’de bağımsız olarak film üretimine başlayıp, yeni bir dönemi açan “Kemal Film” şirketidir. Daha sonra Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte sinemaya kadın oyuncular girmeye başladı. (Mesela; Bedia Müvahhit, Neyyine Neyi vs.. Türk sinemasının ilk kadın oyuncuları arasında yer alırlar.) Sesli çekilen ilk Türk filmi ise “İstanbul Sokaklarında”dır. 1946’da Türk siniması ilk kez örgütlenir. 1947’den sonra ise büyük bütçeli filmler çekildi, gazetelerdeki ilanlarla oyuncular artmıştır. Daha sonraları da yıldız sistemi doğmuştur.

Sinema

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sinema sirke çok benzer. Sinema olmasaydı bir sirk yöneticisi olabilirdim. Sirk de sinema gibi katıksız bir teknik, kesinlik ve doğaçlama karışımıdır. Prova edilmiş gösteriyi yaparken bile hala tehlikeyi göze alıyorsunuzdur. Böyle aynı zamanda yaratma ve yaşatmayı seviyorum. Bir yazar ya da ressamın çalışmasındaki kısıtlamalar olmaksızın doğrudan eylemin içine dalarak.
Federico FELLINI

"Sinema Nedir? Bu sorunun yanıtı göründüğü kadar kolay değil... Sinema diğer görsel sanatlara benzer. Sinemanın yazınsal özellikleri vardır, resim ve heykel sanatlarına yakınlaştığı zamanlar olur, müziksiz bir sinema düşünülemez. Ancak sinema sonunda yine sinemadır."
Akira KURUSAWA

Sinema endüstrisinin bu şan-şöhret odaklı işleyişi karşısında çok naif kaldığımı fark ettim. Oscar bana kendimi herkesin önünde çırılçıplak kalmış gibi hissettirdi, herkesin benden büyük beklentileri vardı ama sanırım benim büyük beklentilerim yoktu."
Marisa TOMEI, Oyuncu

Film çekmek karanlığa doğru yol almak gibi. En zor şeylerden biri film yapmaya neden olan ilk dürtüleri, tüm pratik engellere rağmen koruyabilmek.
Nuri Bilge CEYLAN

Yeni Dalga, Fransız sinemasını gerçekten çok kötü etkiledi. Yaşım ilerledikçe, tüm o üzücü hikayelerden, iki saat boyunca mutfakta kavga eden çiftlerden sıkılır oldum. Lütfen, yeter artık!
Jean-Pierre JEUNET

Fotoğrafçılık yaptığım yıllarda uzun-ince boylu bir delikanlı olduğum için kendimi flamenko dansçısı olabilecek potansiyelde görüyordum ve Kika adlı bir çingene dansçıya giderek Flamenkocu olmak istediğimi söyledim. Kika, bana bir müzik çalarak dans etmemi söyledi. Ben de bildiğim kadarıyla flamenko yapmaya çalıştım. Dansımı bitirdiğimde Kika, başka bir işle uğraşmamın daha iyi olacağını söyledi ve belki de bu yüzden içimde ukde kalan dans filmlerimin baskın motifi olarak kullanmaya karar verdim.
Carlos SAURA

Fransızların sıcak ve samimi ilgileri yıllardır bana hep destek oldu. Şimdi onlara olan gönül borcumu ödemek istiyorum. Bu film ise bunu yapabilmek için çok uygun.
Woody ALLEN

Bu rolde karakterin kendi içindeki dev dönüşümü çok ince bir şekilde vermem gerekiyordu. Basit Bir Plan'ın dışında bu filmdeki her sahne daha önce çektiğim filmlerden kat kat zordu. Hayatımda ilk defa aklımı kaçırdığımı sandım.
Bob THORNTON, Oyuncu

Karakter

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

I. Karakterin Önemi ve Niteligi

Senaryo yazarligina yeni baslayanlarin karsilastiklari en büyük sorunlardan bir tanesi etkin ve ilginç karakterler yaratma sorunudur.
Öykü, çatisma içindeki karakterlerin eylemlerinden dogdugu için karakter yaratma meselesi son derece önemlidir. Karakterler dogruysa, öykü dogal olarak onlarin olusturduklari yapi içerisinde gelisir. Karakterler dogruysa, olaylari kontrol altina almaya ve kendi öykülerini yazmaya baslarlar.
Burada seyirci ilgisi ve özdeslesme de önemlidir. Psikolojik bir süreç olan 'baskalarinin duygularini anlayabilme' ve özdeslesme yoluyla, karakterlerle siki iliski içine gireriz.

II. Etkin Karakterlerin Islevsel Bir Yapiya Kavusturulmasinda Belli Basli Yöntemler ve Kurallar

Etkin karakteri islevsel bir yapiya kavusturmanin bazi yollari vardir.
-Kisilik Duygusu
-Inanilirlik
-Davranis
-Belirsizlik
-Dogrulamak
-Motivasyon
-Çekicilik
-Güçlü ve Varlik sahibi olma
-Essiz ve bireysel olma
...gibi.

III. Kisilik Duygusu

Kisilik duygusu, karakterlerin gerçek kisilermis gibi bir duygu uyandirmalari olgusunu anlatir. Yani karakterler sadece öykü için yaratilmis olduklarini hissettirmezler. Geçmisin yogurdugu birer kisilige ve öyküye sahip olduklari izlenimini verirler. Yazarin kuklasi gibi görünmek yerine, kendi hayatlarini ve kaderlerini çizmek çabasi içerisindeler.
Bunu saglamak için gerçek kisiler birer model olarak alinabilirler. Ya da degisik kisiler bir kiside birlestirilebilirler. Kendimizden ve yakinlarimiz hakkinda bildiklerimizden yola çikmak, TV ve Sinemada karsilastigimiz tiplerden yola çikmaktan daha iyidir.

IV. Karakterin Inanilir Olmasi

Inanilirlik ilkesi geregi, karakterler inanilir olmalidir. Davranislari; kisilikleri, bildikleri ve bizim onlar hakkinda bildiklerimizle uyum içinde olmalidir. Hareketleri, filmin (kültür) dünyasi ile tutarli olmalidir. Çünkü öykünün inanilirligi, karakterlerin inanilirligina baglidir.
Karakterler, film kosullarinin çagristirdgi güçlü duygu ve heyecanlari verebilecek çok yönlü kisiliklere sahip olmalidirlar.

V. Karakterin Davranislari

Karakterlerin davranislari önemlidir. Film karakterleri, davranislariyla, neyi nasil yaptiklariyla ve söyledikleriyle nitelendirilirler; karakter olmaya baslarlar.
Senaryo yazari, roman yazarinin lüksüne sahip olmadigindan, karakter kesin, ayirt edilebilir ve herseyden önce davranissal bir yöntemle sunulmalidir. Konusma uslubu, kullandigi sözcükler, tavirlar, giyim biçimi... bunlar biraraya geldiginde kisiye bir anlam/deger biçmemizi saglayan ögelerdir.
Dressed to Kill'in giris bölümündeki kadin karakterin çizilisini animsayin. Iki kez, bir kere ogluyla, bir kere de psikologuyla konusur. Bunun disinda onu davranislari ile taniriz: Banyoda mastürbasyon, haz aldigi süpheli olan bir sevisme sahnesi, müzede yanina bir erkek oturunca ayaklarinin oynamaya, sallanmaya baslamasi, sevistigi erkege anlamli sözlerin yer aldigi bir not yazmaya çalismasi, eldivenini, evlilik yüzügünü, külodunu ve sonunda da hayatini kaybetmesi... Mimikler, jestler, hareketler, giyim kusam, nesne ve olaylara yönelik tepkiler... bütün bunlar karakteri olusturmakta son derece etkili olmus, bir kisilik duygusu yaratmistir. Öldürülüsüne çok da kayitsiz kalamadigimiz bir kisilik.
Senaryo yazari bazen tanimlar verir. Bunlar karakterin kendisinden oldugu kadar baskalarinin söylediklerinden de kaynaklanabilir. Yurttas Kane filminin basinda Kane hakkindaki haber bültenini animsayin.
Karakterlerin birbirlerine karsi gösterdikleri davranislar da bize bilgi verir. Onlari tanimamizi saglar. Örnegin neyi (ne tür davranislari, tavirlari, kisilikleri) sevip sevmedikleri ortaya çikar. Örnegin kimler karakterimizin dostu, kimler düsmani?...Bunlar hep karakteri üreten seylerdir. Vampirle Görüsme'de Brad Pitt ve Tom Cruise birbirlerini karsilikli olarak nasil kuruyor, digeriyle mücadele ederken kendilerini belirginlestiriyorlarsa; Seven'de de Brad Pitt'le Morgan Freeman birbirlerini iliskileri içerisinde öyle kuruyorlar. Yardimci karakterleri de unutmayin. Vampirle Görüsme'de küçük kizin olay örgüsüne dahil olmasiyla ve karakterlerden birine (Brad Pitt'e) daha yakin durmaya baslamasiyla, izleyicinin Tom Cruise'a mesafesi nasil artiyorsa; Seven'de Brad Pitt'in karisinin Morgan Freeman'a yakin durmaya baslamasiyla, Brad Pitt'in aslinda çocuk kalmis bir yetiskin oldugu da daha belirgin biçimde hissedilmeye baslaniyor.
Kisacasi: Brad Pitt olmadan, ne Morgan Freeman Morgan Freeman, ne de Tom Cruise Tom Cruise olurdu; ve de tersi.
Unutmayin: sözünü ettigimiz bu seyler görsel olarak, açik ve davranissal yöntemlerle sunulmalidir.

VI. Karakterin Belirsiz/Bilinmeyen Yönleri

Etkin karakterlerle ilgili bazi belirsizlikler vardir. Hersey önümüze hazirlop konulmaz. Gerçek kisilerde oldugu gibi, karakterlerin de bilinmeyen, gizli yönleri vardir. Hersey yerli yerinde ve açik görünse de, onlarda daha pek çok seyin varoldugunu hissederiz. Bu belirsizlik izlenimi, kendi duygu ve motivasyonlarimizi karaktere yansitabilme olanagi saglar. Yani izleyici, karakterin bilinmeyen yönlerini kendi tahminleri, hatta kendine iliskin imgesiyle doldurur.
Karakterin gizli kalan bir yönünün son derece önem tasidigi filmlerden bir tanesi, derste izledigimiz Dressed to Kill filmidir. Psikologun çift kisilikli oldugunu bilmez, onu sadece heteroseksüel erkek yönüyle taniriz. Michael Caine hakkinda bilmedigimiz sey, içinde, heteroseksüel yönünü kiskirtan kadinlari öldürmesini emreden ikinci bir kisiligin, gerçekte olmayi istedigi kadin kisiliginin yattigidir. Bu, filmin basinda islenen cinayetin aydinlanmasindaki en önemli noktadir. Bu gizli yön olmadan, filmin doruk noktasi da mümkün olmazdi. Doruk nokta, bu gizli kisiligin açiga çikmasiyla ve fahise kizin katilin adini ararken aslinda katilin kucagina düsmüs olmasiyla mümkün olmustur. Böylece temel sorun/çatisma'nin (Katil kim? Tek görgü tanigini yokedebilecek mi?) doruk noktaya (Katil etkisiz hale mi getirilecek ? Yoksa tek görgü tanigini yok mu edecek?) dönüsmesi ve baglanmasinda, psikolok karakterinin gizli yönü temel araç olmustur.

VII. Karakterin Kendini Dogrulamasi

Karakterleri basitçe iyi ya da kötü olarak degil, geçmis deneyimlerin sekillendirdigi kisilikler olarak alip islemek gerekir. Birisinin geçmisini biliyor ve bu geçmisin kisiligi üzerindeki etkilerini görüyorsak, yaptiklarini psikolojik açidan hakli bulabilir ya da en azindan anlayabiliriz. Dolayisiyla karakter kendisini dogrulamis olur: Kendini dogrulama ilkesi budur.
Kötü adamlar bile sadece 'kötü kisiler' degildir. Benlikleri dogrultusunda hareket eden çok yönlü kisilerdir. Bu, hareketlerinin nedenini anlayabilmeye ve onlari dogrulayabilmeye yardimci olur. Bunu ihmal edersek, kötü karakterlerimiz fazlaca düz kalir. Eylemlerinin motiflerini anlamamaya, hatta davranislarini budalaca bulmaya baslayabiliriz: Michel Chion'un bir senaryo yanlisi olarak saptadigi "budalaca hareket eden kisiler" sorunu tam da böyle bir ihmalkarliktan dogar.

Başlıca Film Türleri

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


  • Animasyon
  • Aksiyon
  • Belgesel
  • Bilim Kurgu
  • Biyografi
  • Casusluk
  • Çizgi Roman
  • Fantastik
  • Felaket
  • Gerilim
  • Komedi
  • Korku
  • Macera
  • Müzikal
  • Romantik
  • Savaş
  • Spor
  • Tarihi
  • Uzay
  • Video Oyunu
  • Western

ÇiS^L
MOD
MOD

Cinsiyet: Kadın
Mesaj Sayısı: 353
Kayıt tarihi: 24/10/09
Yaş: 19
Nerden: İzmir '35
İş/Hobiler İş/Hobiler: Müzik-Tiyatro

http://www.mahsericumbus.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz